Nev Sağlık Grubu
EN
Çocuk ve Gençlerde Şiddet Davranışı: Risk Faktörleri Nelerdir?

Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloji Bölümü'nden Psikolog Helin Ezgi Deniz, son dönemde yeniden gündeme gelen okul saldırılarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu tür olayların yalnızca bireysel psikolojiyle açıklanamayacağını belirterek; aile yapısı, okul ortamı, akran ilişkileri ve toplumsal koşulların birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı, erken farkındalığın ve çok yönlü yaklaşımın önemine dikkat çekti.

“Tek tip bir profil yok”

Deniz, "Önce önemli bir yanlışı düzeltmek gerekir: Bu eylemleri yapanlar her zaman “küçük çocuklar” değildir. Fail bazen ergen, bazen okuldan kopmuş bir genç, bazen de daha büyük bir öğrencidir. Yani işe yarayan tek bir profil yoktur. Bu ayrıntı önemli; çünkü “hepsi aynı tip çocuklar” diye düşünmek hem erken fark etmeyi zorlaştırır hem de meseleyi basitleştirir" dedi.

“Ruhsal kırılganlıklar sosyal koşullarla birleştiğinde risk büyür”

Deniz, "Klinik açıdan bakıldığında, bu gençlerin bir kısmında yoğun öfke, aşağılanma hissi, dışlanmışlık, değersizlik, çaresizlik ve bazen de intihar düşüncesi görülebilir. Ama burada kritik nokta şu: Bir çocuğun depresif olması, zorbalığa uğraması ya da davranış sorunu yaşaması onu otomatik olarak saldırgan yapmaz. Aynı şekilde her saldırgan çocukta da ağır bir psikiyatrik bozukluk bulunmaz. Daha çok, ruhsal kırılganlıkların sosyal koşullarla birleştiği bir tablo vardır. Okul stresi, aile içi gerilim, akran ilişkilerinde bozulma, utanç, öfke ve öldürücü araçlara erişim aynı zeminde buluştuğunda risk büyür" ifadelerini kullandı.

“Psikoloji kıvılcım olabilir, yangını sosyal yapı büyütür”

Psikolog Helin Ezgi Deniz, "Bu nedenle “asıl sebep psikoloji mi, sosyoloji mi?” sorusunun en doğru cevabı şudur: Psikoloji kıvılcım olabilir, ama yangının nasıl büyüdüğünü sosyal yapı belirler. Yoksulluk, aile içi çatışma, işsizlik, denetimsizlik, şiddetin normalleşmesi, çocukların kendilerini değersiz hissetmesi ve kurumsal desteğin zayıflaması bu zemini ağırlaştırır. Çocuk bazen şiddeti icat etmez; zaten sertleşmiş bir dünyada, şiddeti bir dil olarak devralır" değerlendirmesinde bulundu.

“Sınır koyulmayan çocuklar kırılganlaşabiliyor”

"Burada “biricikleştirilmiş çocuk” meselesi de önemlidir" diyen Deniz,  "Bazı çocuklar ev içinde hiç sınırla karşılaşmadan, sürekli merkeze alınarak, her talepleri hak gibi görülerek büyütülüyor. Bu çocuklar hayal kırıklığıyla, reddedilmekle, kurala tabi olmakla ve otoriteyle karşılaştıklarında bunu olağan bir yaşam deneyimi olarak değil, kişiliklerine yapılmış bir saldırı gibi yaşayabiliyor. Her çocuk şiddete yönelmez elbette; ama sınır toleransı gelişmemiş, engellenmeye tahammülü düşük, benlik kırılganlığı yüksek çocuklarda öfke daha yıkıcı biçimler alabiliyor. Özellikle okul gibi herkesin eşit kurallara tabi olduğu ortamlarda bu kırılma daha görünür hale geliyor" ifadelerinde bulundu.

“Risk işaretleri çoğu zaman önceden görülebilir”

"Peki bu çocukları eyleme geçmeden önce anlayabilir miyiz? Kesin bir formülle değil, ama çoğu zaman evet. Araştırmalar, bu tür saldırıların büyük kısmının tamamen “ansızın” ortaya çıkmadığını; öncesinde sinyaller, davranış değişimleri, dolaylı tehditler, yoğun bir kin dili ya da yardım çağrısı bulunduğunu gösteriyor" diyen Deniz, "Belirgin biçimde içine kapanma ya da aşırı saldırganlaşma, sürekli haksızlığa uğradığını söyleme, intikam içerikli konuşmalar, ölüm ve yok etme temalarına saplanma, akranlardan kopma, sosyal medyada şiddeti yüceltme, kendine veya başkasına zarar verme imaları, silaha aşırı ilgi gibi işaretler tek başına belirleyici değildir. Ama birlikte görüldüğünde, “sorun çıkaran çocuk” değil, risk değerlendirmesi gereken çocuk tablosu oluşturur" dedi.

“Medyanın dili çok hassas bir çizgide ilerlemeli”

Deniz, "Bir başka önemli nokta, bu olayların medyada sunuluş biçimidir. Şiddet eylemleri ne kadar tekrar tekrar, dramatize edilerek, ayrıntılı biçimde ve neredeyse bir senaryo gibi anlatılırsa, bazı kırılgan kişiler için psikolojik bir eşik düşebilir. Çünkü medya bazen yalnızca bilgi vermez; aynı zamanda “bu yapılabilir bir şey” duygusunu da yayabilir. Özellikle kimlik karmaşası yaşayan, görünmez hisseden, öfkesi birikmiş gençler için bu tür haberler karanlık bir özdeşim alanı yaratabilir. Bir başkasının yaptığı şey, kendi zihninde artık düşünülemez olmaktan çıkar; hayal edilebilir, sonra da uygulanabilir hale gelebilir. Bu, taklit etkisi ya da bulaşıcı şiddet dediğimiz olguya yakındır. O yüzden bu olayları konuşurken toplumu bilgilendirmek ile şiddeti istemeden yeniden üretmek arasındaki çizgi çok hassastır" ifadelerini kullandı.

“Önleme yalnızca güvenlik önlemleriyle sınırlı değildir”

Deniz, "Bu çocukları bu tür düşüncelerden uzaklaştırmanın yolu, onlara sadece “şiddet kötüdür” demek değildir. Çünkü saldırı planlayan çocuk çoğu zaman ahlak bilgisi eksikliğinden değil; bozulmuş bağlardan, düzenlenemeyen duygulardan, onarılmamış aşağılanmadan ve çökmüş umut duygusundan hareket eder. Önleme dediğimiz şey, yalnızca güvenlik kamerası ya da okul kapısında önlem artırmak değildir. Aynı zamanda okulda gerçek bir aidiyet duygusu kurmak, zorbalığı ciddiye almak, öğretmenin otoritesini zorbalıkla karıştırmadan yeniden onarmak, aileye sınır koymanın şiddet olmadığını anlatmak ve çocukların ruhsal sıkıntılarını kriz çıkmadan fark edebilmektir" dedi.

“Mesele yalnızca tehlikeli çocuklar değil”

Psikolog Helin Ezgi Deniz, "Sonuç olarak okul saldırıları bireysel patolojiden ibaret değildir; ama bireyin ruhsal dünyasını dışarıda bırakarak da anlaşılamaz. Bunlar yaralanmış bir benliğin, zayıf bağların, değersizleştirilen öğretmenin, sınır tanımayan aile tutumlarının, eğitim sistemindeki aşınmanın, ekonomik sıkışmanın, toplumsal sertleşmenin ve bazen de şiddetin medyada tekrar tekrar dolaşıma sokulmasının kesişiminde ortaya çıkar. Yani mesele yalnızca “tehlikeli çocuklar” değil; yeterince görülmeyen çocuklar ve yeterince işlemeyen bir sistem meselesidir. Bir toplumun gerçek olgunluğu, yalnızca başarılı çocuklar yetiştirmesinde değil; öfkeli, kırılmış ve tehlikeli hale gelmeye başlayan çocukları ne kadar erken fark edip ne kadar sağlıklı tutabildiğinde anlaşılır" açıklamalarında bulundu.


Çocuk ve Gençlerde Şiddet Davranışı: Risk Faktörleri Nelerdir?